İtalya Gezisi

Pazar, 11 Kasım 2012 tarihinde oluşturuldu

 Ağustos ayında pasaporta başvurmamız ile başlayan ilk yurtdışı deneyimimiz için hareket vakti gelmişti. Daha Türkiye'de hatta yanıbaşımızdaki bir çok yeri gezmeden yurtdışına çıkmak biraz garip olsa da koyulduk yola. Gece 12de istanbula varmıştık, italya uçağı sabah olunca ilk defa şu bankaların lounge nimetinden faydalanalım dedik. Kapısından girer girmez anladım bu lounge olayı neden iç hatlar terminalinde çok az. Mekan resmen yağmalanma yeri, tabi biz de nasibimizi almadık değil, malum gideceğimiz yerde aç kalma ihtimaline karşın yaptığımız hazırlıkları biraz da lounge ortamında pekiştirdik. Biraz da duty free de demlendikten sonra ilk yurtdışı kültür turu için artık uçuş vakti gelmişti.

Romaya indiğimizde havalimanı ortamını görünce Türkiye'den biraz geri olduğu düşüncelerine kapıldım. Havalimanı pek teknolojik olmadığı gibi, lavabolarda su akmıyordu. Hemen cep telefonunu kontrol ettim, wireless yoktu. :) Roma merkeze giderken otobüs şehre giriş için ödeme yapınca adamların çok paracı olduğunu anladım. Roma merkezde dolaşmaya başlayınca turun içeriğinin tam benlik olduğunu anladım. Tarihi bina, heykel, kilise, çeşme filan tam benlikti:)) Oldukça kalabalıktı, kalabalığın büyük çoğunluğunu türkler oluşturuyordu. Hızlı turumuzun hemen ardından vatikana gittik ve uzun bir süre sıraya girdik. Daha Adanadaki camileri görmeden vatikanı gördüm, hidayete erdim:)) Adamlar yememiş içmemiş çalışmamış durmadan ihtişamlı bina ve heykel yapmışlar, sonra büyük bir başarı ile korumayı becermişler. ılk günün yorgunluğu ile haritalarda yer almayan şehirdışındaki otelemize vardık. O da nesi otelde wireless vardı, koca Roma'da hiç wireless a denk gelinmez mi arkadaş. Otelin yanındaki markete gidip bira filan alayım dedim. Malum Roma çok sessiz sakin memleket. Hava kararınca tam bunalım bir şehir oluyor, herkes evine kapanıyor. Zaten gündüzleri adam gibi çalışmıyorlar, gece hayatlarının olmadığı gibi akşamları da erkenden yatıyorlar. Mesela bankaları 08:30-13:30 15:30-16:45 arası açık. Carrefouru görünce sevinmiştim, içine girdik heryer domuz reyonu adamlar herşeyi domuzdan yapmışlar. Hububat denen birşey yok. çok fazla şarap çeşidi var ama soğuk bira yok. :)

                                  

Ertesi sabah tur rehberimizin ekstra turlarının çok pahalı olması sebebiyle Romayı kendimiz fethetmeye karar verdik. Otobüs biletimizi aldık, merkeze doğru yola koyulduk. Otobüste tatilimizin en fazla renkli ve zevkli geçmesine sebep olan çiftle tanıştık, bir baktık aynı durakta indik ve beraber gezmeye başladık. Otobüsteki tanışmamızın ardından tüm tatil boyunca beraber hareket ettik. Romayı geziyorduk ilk dikkat çarpan yolda giderken yayalara duyulan saygıydı. Işık olsun olmasın yaya geçidinde bir yaya varsa tüm araçlar durarak yol veriyordu. Bu durum çok hoşuma gitmişti. Hiç alışık olmadığımız bir durum ki ülkemizde ışıkta bile yayaların ezilme ihtimali var. Romada tarihi binaların birinden girip diğerinden çıkıyorduk. Adet yerini bulsun diye fotoğraf da çekiyorduk. Para harcamaya başladığımızda herşeyi 2.5 ile çarpıp yuhh ne kadar pahalı diye sayıklıyorduk. Tüm gün çılgınlar gibi gezdikten sonra italya da ilk kez yemek için plan yapmaya koyulduk, menülerin fiyatları ile yaptığımız ön araştırmaların neticesinde bizi en iyi karşılayan mekana girdik. ve "nan mayale" terimini kullanarak domuz eti içermeyen yemeğimizi yedik, kişi başı servis ücretimizi tıpış tıpış ödedik. Romada gece hayatı yoktu ne eğlence yerleri vardı ne de yollarda turist dışında insanlar... Otelimize döndük. Otele giderken yol üstlerinde gördüğüm, tek pompalık benzin istasyonları dikkatimi çekmişti ve işin iç yüzünü ertesi gün öğrenecektim.

Ertesi gün fatih hocamızın memleketi floransa ya doğru yola çıktık. Bu gezi işinin rehber ile olmayacağına kanaat getirerek araç kiralamaya karar verdik. Hesaplar kitaplar yapıldı oto kiralama ofisi bulundu ve aracımızı kiraladık. Aracımızı alarak daha yolunu bilmediğimiz otele gitmemiz gerekiyordu. Yağışlı havada aldık aracımızı koyulduk yola, nereye gittiğimizi bilmiyorduk. Hava karardığı için işyerleri kapanmış, yolda soru soracak kimsecikler yoktu. Biraz dolandıktan sonra yol ayrımına gelmiştik, tesadüfen yoldan geçen bir kişi bulduk çatpat yolu tarif eder gibi yaptı, sonra bir işyerinde ışık gördük. yağmurda şıpır şıpır paçalarımdan akan sularla antika müzik aletleri satan bir dükkana girdim, abla sağolsun çat pat ingilizcesiyle doğru tarafa yönlendirdi bizi ve haritalarda yer almayan, şehrin ne kadar dışında olduğunu bilmediğimiz otele vardık... Az soluklandıktan sonra fiat pandamızla akşam yemeğine çıkmışken öğrendik ki her araç şehrin her yerine giremez, her araç her yere park edemez. Benzin almaya girdik pompacı yok, meğersem paranı makineye veriyorsun sonra kendi benzinini kendin dolduruyorsun. Ulen türkiyede olsa 5-tl lik benzini yere akıtarak istasyonu havaya uçurur :)
  

                                                

                                   

Pisa'ya doğru yola çıkma vakti gelmişti fakat yolu bilmiyorduk. Bizim tur otobüsünün peşine takılalım dedik ilk dakikadan kaybettik otobüsü, kısa süre sonra tekrar bulduk takıldık peşine. Otobana doğru yol aldığını farkettiğimizde herşey için çok geçti. Ogs yok diye tedirgin olurken neyseki italya da nakit ile otobanlardan geçiş vardı. Otobanda hiç ülkemizdeki gibi arkadan gelip aracı sıkıştırma olayı yok insanlar beklemesini biliyor. Yağmurda pisayı geçtikten sonra kaybola kaybola yolumuza devam ettik. Kayboluyorduk çünkü navigasyonumuz yoktu, kayboluyorduk çünkü cep telefonlarımızın interneti yoktu. Tabelalardan da pek birşey anlamıyorduk, tedirginlik içinde kiralık aracımızla gezimizi tamamlayarak sağ salim aracımızı teslim ettik...

                                         

                                           

 En başta da demiştim, her yer kilise, heykel, resim falan fistan. Adamlar özgürlük olsun diye çırıl çıplak heykeller yapmış. Ben de o heykeller önünde perspektik sanatını kullandım tabiki:) 2010 yılındaki bir resmi bile müzeye almışlar. Herşey adamlar için önemli. "A phoho of an unknown man" bile vardı :) Floransadaki turumuzu tamamlarken son bir yemek ardından en ünlü pastanelerine gittik. Masa parası almasınlar diye ayakta yedik içtik. Yaklaşık 4 kat fark vardı. Zaten çarp 2.5 deyince herşeyin ne kadar kazık olduğunun farkına varıyorduk bir de masa parası ödemeyelim dedik... Tesadüfen hard rock cafe bulduk. Girelim dedik neymiş bu. Biraz lüks koltuklar masalar ekranda eski rock klipler, alın size hard rock cafe. Nese havamız olsun :)) Bu kadar eğlence koşuşturmadan sonra son otobüsle otele dönelim dedik. Son otobüs gözlerimizin önünde kayıp giderken, arkadaşımız çılgınlar gibi zıplayarak otobüsün peşinden koştu ve durdurdu. otobüse binmemiz ile inmemiz bir oldu, fakat otel yoktu:) zaten yoldan geçen çok az kişi vardı 1-2sine sorduk bilemediler, en son sorduğumuz biliyordu neyse ki...

Kültür turumuzun sonuna gelirken sırada venedik vardı. Hava birden kötüleşti, buz gibi esen bir rüzgar, şiddetli olmasa da serseri mayın gibi yağayan bir yağmur yükselen sular ve kapalı dükkanlar. Kendi çapımızda tam verimli olmasa da biraz gezdik tozduk fakat gondola binemedik...

                                

ıtalya hakkındaki görüşlerim, pek bir numarası yok sadece tarihi eserlerine iyi bakmışlar, gösteri amaçlı çok bina yapmışlar, herşeyi tarihi eserleştirmişler. Teknolojik bir ülke değil hatta bence bizden daha geri... Daha medeni trafik olayına, yayalara tanınan önceliğe bittim. çok depresif bunalım bir ortam. Eğlence yok. Zaten doğru düzgün çalışmıyorlar, çalıştıkları zamanlarda da oldukça ağır hareket ediyorlar, akşam erkenden de evlerine kapanıyorlar. Pizzalarının hamurları harbiden çok iyi fakat makarnalarının porsiyonu çok az ve pahalı. Fakat pahalı memleket, her girdiğimiz yerde bizlere itelemeye çalıştıklarında "ohaa, çüşş, bunun maliyeti ne ki" kelimelerini oldukça sık kullandık... Akşamları açık bakkal market bulmak imkansız gibi.


Tatilin sonuna geliyorduk. Kültür turları beni pek sarmasa da, edinilen tecrübe, yapılan çılgınlıklar, kazanılan arkadaşlıklar ve paylaşımlar için güzel bir tatildi... Her güzel şey gibi bir tatili daha bitirerek 29 ekim akşamı evimize döndük... Türk hava yollarında gördüğüm bir slogan: "Home is good, but away is better" sizce hangisi? :) bu arada dönüş yolunda yakaladığım dışarı elini uzatan kaptanın resmi ile birlikte italya gezisine ait resimler fotogaleride...

Gösterim: 2094