2012 Yazı Biterken

Pazar, 09 Eylül 2012 tarihinde oluşturuldu
Halen gündüz hava sıcaklığı 35derecenin üstünde, halen klimaları açıyoruz, halen şort ve atlet ile dolanıyorum... Fakat çukurova bölgesindeki 30 ağustos tarihi geçti mi psikolojik olarak mevsim dönüyor, yaylacılar yaylasından yazlığı olanlar yazlığından dönüyor. Yaz mevsimini psikolojik olarak bitiriyor. Eylülde tatile çıkana garipseyerek bakıyorlar. Halbuki değişen birşey yok. Sadece gerçek anlamda değişen günlerin hızlı bir şekilde kısalması. Evet biraz yaz mevsimi, pardon bir haziran-ağustos dönemini daha geride bıraktık. Sessiz sakin bir şekilde... Yine resimsiz...
 

2012 yılının genelinde olduğu gibi ağustos dönemi de durağan geçti. Ramazan bahanesiyle şubede pek  yoğunluj yoktu. Oruç tutmayan çoğunluk tutuyor modunda, tutanlar da iftara kadar evde yatarak vakit geçirdiğinden şubeye sağolsunlar pek uğramıyorlardu. Benim de işime geliyordu, biraz kafa dinliyordum işimi gücümü biraz daha programlı şekilde toparlamaya çalışıyordum. Tabi yine yetişmiyor yine yetişmiyor, halen 2 yıldır oturamamış bir kadro, kendi birimimden oturmamış yetmezmiş gibi diğer birimlerin personellerinin de birer birer çeşitli sebepler ile şubeden ayrılması. Bu yüzden ben iflah olmam burada... Tek kurtuluş... Evet kurtuluş yolu belli, kendi çapımda çalışmalar yapıyorum, yapmaya çalışıyorum. 7 yıl önce olduğu gibi, herkes kendi göbeğini kendisi kesmek zorunda değildir ama bende maalesef öyle. Yaralı parmağa işeme olayı gibi diyebiliriz.


Yaz aylarının en büyük maddi geçirişlerini balık restoranlarında yaşadık. Biz de uslanmadık bir kez daha bir kez daha denedik durduk, belki bu sefer normale döner diye, ama her seferinden bir önceki rekorumuzu egale etmeye başardık. Bundan sonra her ne kadar ortamı güzel olsa da, her ne kadar hizmet ve balıklar çok lezzetli olsa da ta Adana'dan kalkıp Ayaş'a ızzetin yerine gitmeyi pek düşünmüyoruz. (belki de şimdi acımız taze diye böyle yazıyorum :))


Uzun zaman sonra araba ile Ankara'ya seyahat denk geldi. Ziyaret-i sebebimiz ramazan bayramıydı. Arife günü yola çıktık. Herkes gelir mersine biz gideriz tersine misali bizim istikametimizde yol gayet açıktı. Yeni açılan duble yollarla gece seyahaye çıkılsa yolculuk süresi oldukça minimize edilecek düzeyde. Fakat duble yollar hemen patlıyor, çukurlaşıyor bozuluyor. 20 yıl önce yapılan yollar halen kaymak gibi iken 2 yıl önce yapılan duble yollar tadilata girmiş bile...

Ankaraya girer girmez ilk adresimiz Atatürk Orman çiftliği oldu. Hemen özlemle kokoreçe sarıldık. Hava birden serinlemişti ve ramazan olması sebebiyle kokoda hiç kuyruk yoktu. ıstediğimiz kıvamdaki acıyla içi bol kokoreci, Aoç ayranı ile yememiz pahabiçilmezdi.


Ankara bomboştu, trafik dahi yoktu. Trafiğin olmamasına rağmen 06 AK plakalı araçlar önlerindeki yanar döner ışıkları yakarak 30 saniyelik ışıkta dahi beklemeden kural tanımamazlıklarını ispat etmeye çalışıyorlardı. Ankara o kadar sessiz sakindi ki... Kızılaydan necatibeye, necatibeyden gençlik caddesine, bahçeli 2-3-7. caddelerden hiç bekleme yapmadan geçebildim. çetin Emeçten tabiki polisevi kavşağı ve 5 yıl oturduğu Karşıyaka Sok. 35 nolu binaya gittim. Eskiden de olduğu gibi bayramda sadece karşı komşum evde olurdu, yine aynı şekilde onlar evdeydi otopark bomboştu. Market, pastane el değiştirmiş. Yeni apartmanlar inşaa edilmiş.

Yeni apartmanlar deyince pek muhterem dillerden düşmeyen çukurambarı trafiğin olmaması sebebiyle usul usul gezebildim. 2002de dikmende oturmaya başladığım yıl servis aracımız yolun bozuk ve dar olması sebebiyle çukurambardan geçemiyordu bile. 2004 yılında yeni yeni yol yapılmaya başlarken birden ankaranın en gözde semtlerinden biri oldu. Servisle geçerken otların, bataklığın olduğu o muhitin bu hale geleceğin hiçbirimizin aklına gelmezdi.

Kentpark'ı ilk defa ziyaret etme şerefine ulaştım sonunda. Hızlı bir geziydi. Gezimi Hosta döneri ile noktalarken kısa, sessiz sakin Ankara seyahatim bitiyordu. öğrencilik yıllarımda olduğu gibi bayram tatillerinden ankarada benden başka kimse olmazdı, yine aynı durumdayda hissettim. Arkadaşlarım yoktu, sokaklar bomboştu, trafik yoktu, marketler kapalı, dikmendeki evimin otoparkı bile bomboştu.

Dönüş yolunda yıllardır merak ettiğim ve hiç uğramadığım şekerpınarına uğradık. Et yiyelim dedik. Hizmet 0, bir kere güneyde hiçbiryerde salataya para alınmazken bu adamlar hatrı sayılır bir hesap getirdiler. Hizmetin yavaş olduğu gibi, lezzet de o kadar iyi değildir. şekerpınara uğramak için eski yoldan gittik. ınsanlar halen çılgınca sollamalar yapıyorlardı...

Bayram tatili bitti ve döndük. 2 gün tatilin acısı biz bankacılar için çok acı bir şekilde çıkar ve öyle de oldu. Hemen ardından 30 ağustos tatilinin acısı ve izne çıkacağım için ileri dönük işleri tamamlama ve takip listesi oluşturma çabası...


Uzun süredir beklediğimiz tatil günü geldi sonunda. Tatil için epey gün saydık. Pazar sabahı otele ulaştık. Son 1 ay kala otelimizi değiştirmiştik, hareketli gürültülü bir tatil yerine daha sessiz sakin yeşillikler içerisinde bir tatil isteği doğmuştu. Ortam gayet güzeldi. Mirada Delmar otelin, konumu, yeşilliği, isteyene eğlence isteyene sunduğu sakinliği, hiç bir ultra lüks otelde görmediğim personel güleryüzü ve temiz ve lezzetli yemekler buradaydı. Tek eksiği tekila ve kaliteli vodkanın herşey dahil sisteme dahil olmamasıydı :( Fazla yemek yiyen çiftler olmadığımız için diğer misafirler gibi herşey dahilin hakkını veremedik:) bundan sonraki tatilimizde seyyah olmayı hedefliyoruz.

Tatilde rehbere kandık, dışarı masaja gittik. Kemer merkezde yer alan Babel Palace adlı mekana gittik. Tam saçma ötesi bir mekandı. Fabrika gibi, sanki içecek şişeleme merkezi gibi çalışıyordu. Topluca herkesi saunaya alıyorlar, sonra buz gibi duşa. Sonra hamama keseye. Hamam ama su buz gibi akıyor. Kese yapan adamlar tam izbandut gibi enteresan tipler sanki korku filmi. Hamamdan sonra -17derecede çalışan klimalı bir odaya attılar, masaj sırası bekliyoruz. Masajı uzman ellerden beklerken, üniversite öğrencisi Tai masajı yapmaya başladı bana. Hem bir ton para verdik hem adam üzerimde zıpladı mıpladı bir tarafımı kıracak diye çok korktum. Kendimi kuş gibi rahat hissedecekmişim, derken sağlam girdim hasta çıktım. Tatili hasta olarak noktaladık. Siz siz olun Babel Palace denilen saçmalığa sakın kanmayın. Sağlam girip hasta çıkarsınız.


Ve tatil de bitti... Kürkçü dükkanı misalı diyeceğim, yarın tekrar herşey normale dönüyor. Hem bıraktığımdan daha kötü bir şekilde. Bir hafta da neler değişir ki diyeceksiniz. çok şey değişiyor maalesef. En basitinden 2 yıldır gelmeyen teftiş benim izinde olduğum hafta gelmiş. Bir kaç yanlış yapılan ve benim dönüşümü bekleyen bir sürü iş. Psikolojim buna hazır değil. çok şey istediğimiz düşünmüyorum, herkes gibi tatilimi huzur içinde yapmak, aranmamak, sürekli mail kontrolü yapmamak ve döndüğüm zaman kaldığım yerden aynı şekilde devam edebilmek. Maalesef ama 6 yıldır özellikle son 3 yıldır bu mümkün olmadı. Bakalım seneye olacak mı? Kader kısmet...

Hızlı yorucu geçecek hafta biterken birlikte cumartesi sabah ilk uçak ile ıstanbula gidiyorum, yoğun geçecek bir günden sonra pazar sabah 6 uçağı ile geri döneceğim.. Hadi hayırlısı bakalım...

1-2 güne 11 eylül yazımı yazacağım... Merak etmeye gerek yok. Saldırı ile ilgili değil... Anlayan anladı. Belki de tek ben anladım... 11.09.01 yeni bir sayfa açarken...

Gösterim: 1304